
EYLÜL'DE BİR BAŞKADIR TERK EDİLİŞLER
Bir gün ayrılırsak Eylül'de gitmelisin demiştim. Eylül'de bir başkadır terk edilişler. Hafif yağmurlu bir gün, sabahın ilk ışıkları, sokaklarda dolaşan birkaç insanın çıkardığı ayak sesleri, takkkk.. tukkkk… Bomboş sokaklarda yankılanan tek ses…
Ve bir de nefesim kalır geriye... Ağlarım hiç çekinmeden, ne de olsa yağmura karışır gözyaşlarım... Kimse bilmez yollarda ağladığımı.
Evet, gidersen eylül de olmalı! Böyle demiştim hatırlıyorum.. Belki de içten içe hep gitmeni istemiştim. Çünkü öyle büyüktü ki aşkımız, ayrılığı yaşamadan layık olamazdık bu aşka. Öyle öğretmişti her büyük sevgi! Mevlana bile canından çok sevdiği şemsi kaybetmişti. Onun şemste bulduğunu, ben de sende bulmuştum. Allah'ı gördüm senin yüzünde, içinde öyle bir nur ki;
yanında etrafımın hale hale ışıkla kaplandığını ve kutsal bir şeyle korunduğumu hissediyordum.
Oysa sarhoşçasına her şey anlamını kaybetmişti. Bir tek sen vardın. En önemli değil, tek önemli sendin!
Çünkü yoktu senden başka hiçbir şey, hepsi sonluydu ama sen benim sonsuzluğumdun. Yanımda götürmek istediğim aşkımdın.
Sadece bu dünyayı değil, seninle birlikte öte dünyayı da düşlüyordum. Cennette hayal ediyordum ikimizi de, yine birlikte, yine elele.
Ve ebediyen… Cennetin en çok bu tarafını sevdim, ebediyet vaat ediyordu..
ve seninle ebediyete kadar bir arada, yan yana olmak ihtimali bile öylesine içimi aydınlatıyordu ki!
Hayali hoş, hayali güzel, ah aşkım! Sen benim cennetim, sen vazgeçilmezim, sen içimin aydınlık yüzü, sen içimdeki nursun, ışıksın... Nur yüzlüm diye severdim yanaklarını... Ah öylesine özlüyorum ki seni... Acımın alevi hiç sönmüyor... Babanı kaybetmişsin daha çocukken... Babana en çok ta ihtiyacın varken... Ve hep derdin ki geçmiyor. Zamanla geçer deniyor ama geçmiyor... Anlamak zor, anlamak derindi... Ve ben o derinlerde hiç kulaç atmamıştım ki seni anlayabileyim! Ama şimdi anlıyorum. Anlamamın bedeli mi içimdeki kor? Ah neden insan acı çekmeden anlamaz hiçbir şeyi, neden!! İçimdeki isyanı susturmam zor! İki yol var önümde, upuzun beni bekleyen.. İkisinin de sonu görünmüyor... Hangisini seçeyim, benim içimdeki kanamayı durduracak hangi yol? Sonu intihar, sonu karanlık, hayır yapamam! Cehenneme gidersem, öte dünyada da seninle kavuşamam, bu dünyada buldum kaybettim, bir daha kaybetmeye dayanamam. Enerjilerimiz dağılır gider koskoca evrende. Öyle saf, öyle temiz, öyle pak olmalıyım ki; bir meleğin kanatlarında gökyüzüne yükselip, sana ulaşabilmeliyim. Bembeyaz entariler içinde sen ve yanında iki melekle, yüzünde o kutsal gülümseyiş, nur yüzünle, sana yeniden sımsıkı sarılabilmeliyim.
Geçtim bu dünyadan! Bari öte dünyada. Belki diyor içimdeki bir ses!…
Mustafa Karahasan

