
GÖZYAŞLARIN AVUÇLARIMDA
“Şu anda gözyaşlarımı görmeni isterdim. Daha çok kahrolman için söylüyorum, ikindin gözyaşlarımı avuçlarında hisset.”
Gecenin çığlığı ve karanlığı içinde beynimde dolaşıp duruyor bu insafsız cümle. Bir yanda gökyüzü ağlıyordu, bir yanda ben ağlıyordum. Ne geceyi teselli eden vardı, ne de beni. Bağırmak istiyordum, Ona “gözyaşlarını görmektense, avuçlarımda hissetmektense ölürüm.” Demek istiyordum, diyemiyordum.
Gecenin karanlığı içinde gökyüzü benimle ağlıyordu. Pencerenin yanına sandalyemi çektim ve bitkin bir halde oturdum. Yağmur damlaları pencereye vurup, aşağıya doğru kayıyordu. Aynı yanağımdan süzülen damlalar gibi. Beynimin içinde aynı cümle tekrar ediyordu. “kahrolman için söylüyorum, ikindin gözyaşlarımı avuçlarında hisset.” Hiçbir şey düşünemiyordum. Beynim, kalbim, bedenim uyuşmuş gibiydi. Gözlerimden inen yağmura “Artık dur!” diyordum ama beni dinlemiyordu. Bu yağmura dudaklarımdan dökülen kısa cümleler eşlik ediyordu.
“Ne oldu? Ben senin gözyaşlarını avuçlarımda hissedecek ne yaptım? Neden attın beni çıkmazlara? Neden gecenin karanlığına çığlıklarımı bıraktırdın? Neden, neden, neden…”
Cevabı bulunamayan nedenlerin üstüne, gecenin karanlığı, yağmurun hüznü ve aniden farkına vardığım radyodan gelen ses. “Âşık olmak hoştur amma, yanık olmak başkadır başka” diye devam eden sözler çökmüştü. Karanlıkta, hüzünde müzikte bir süre sonra kaybolur. Ya benim kalbimin şu andaki mutsuzluğu, ümitsizliği nasıl ve ne zaman kaybolur? O kahrolmamı istedi. Peki, ben kahrolurken sen mutlu musun? Beni üzdüğün için memnun musun hayatından? Yoksa sende benimle birlikte aynı acıları paylaşıp üzüntülerini geceye mi saklamaya çalıştın? Avuçlarıma bıraktığın inci tanelerini yağmura mı verdin? Söylesene. Yoksa durduk yere yağan bu zamansız yağmur ikimizin avuçlarından mı dökülüyor? Beni attığın bu karanlıklar içinden çıkamıyorum. Yardım et, tut ellerimi, çıkar düştüğüm bu kör kuyudan, diyemiyorum. Hiç sebepsiz bana reva gördüğün bu karanlıklardan, çıkmazlardan sensiz çıkamıyorum. Biliyorum, kurtuluşum sende. Bir gülümsemen ve ya bir araman ile gece, yağmur gözüme daha güzel görünecek. Bekliyorum, sadece aramanı bekliyorum. Oturduğum bu pencere önünde, karanlık odamda, gece ve yağmurla aramanı bekliyorum. Avuçlarımda ıslaklık var. Yalnız, senin gözyaşlarından mı yoksa benim gözyaşlarımdan mı bilmiyorum? Sende benim gözyaşlarımı avuçlarına sığdırabildin mi?
Sabah olmasına çok az kaldı. Gecem aydınlığa kavuşuyor. Sen de gelsen ya da arasan da şu yenik, kahrolmuş kalbi aydınlığa çıkarsan olmaz mı? Derdi veren sen, gelip de derman olsan olmaz mı? Pencerenin önünde geçen bu saatlerde hep senin hayalinle konuştum. Tüm kalbimle gecenin şu son demlerinde, gökyüzünün son gözyaşlarından seni dilesem, seni bana gönderirler mi acaba?
Sadece hayalinle konuşmaktan, düşünmekten o kadar yoruldum ki… Bir an vazgeçsem mi her şeyden diye düşündüm. Hayatımdan, hatta senden bile… Kalbim acıyor. Üzgünüm birtanem ama…
Radyodan yine beni senden koparan bir müzik sesi geliyor. “İnan bana alışamadım, hiçbir zaman sensizliğe, şimdi sensizlik dolaşıyor, çıkıp gittiğin bu evde” Alışamadım bende sensizliğe, bana ettiğin eziyete…
Bak sabahın ilk ışıkları yeni bir güne “Merhaba” diyor. Sen, sen yoksun benim yanımda. Telefonum çaldı. Açarken ellerim titredi. Farkında olmadan dua ettim sen olasın diye. Umutla başlayan bir günde telefonda senin sesin ve “Ellerimi hiç bırakma!” diye başlayan yeni bir başlangıcın cümleleri.
Avuçlarımda ıslaklık olsa da sevgimiz onları eminim kurutacaktır. Merhaba yeni gün, merhaba yeni umutlar, merhaba mutluluğumun tek sebebi…
KATRE
